Söğüt Haber

Thursday, Mar 11th

Son Gncelleme03:58:51 PM GMT

Sitemize Hos Geldiniz


OSMAN GAZİ DEVRİNDE SÖĞÜT

e-Posta Yazdır PDF

OSMAN GAZİ DEVRİNDE SÖĞÜT

 

Ertuğrul Gazi’nin ölümünden önce, 1255 yılında Söğüt’te doğan, en küçük oğlu Osman Bey idareyi elini almıştı.

Osman Gazi, ilk evliliğini 1280 civarında, Selçuklu vezirlerinden Ömer Abülaziz’in kızı, Mal Hatun’la yapmıştır. Sultan Orhan Gazi, bu hanımdan doğmuştur.

Osman Bey, Eskişehir yakınındaki Itburnu Köyü’nde oturan Ahi Şeyh’i Edebali’ye uğrayıp sohbetlerinde bulunmaktan çok hoşlanırdı.

Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu olan Şeyh Edebali, 1208 yılında Horasan’ın Merv şehrinde doğmuş, Şam’da tahsilini tamamlayıp, Adana ve Karaman’da bulunduktan sonra Eskişehir yakınındaki İtburnu Köyü’ne yerleşmiştir. Osman Gazi’nin 1301 yılında idareyi beş eyalete ayırınca Şeyh Edebali’yi Bilecik’e yerleştirmiştir. 120 yıl yaşayan Edebali, 1328 yılında Bilecik’te ölmüştür. Mevlüt-ü Şerifin şairi Süleyman Çelebi Şeyh Edebali’nin torunudur. Orhan Gazi tarafından yapılan türbesi, eski Bilecik şehrinin kurulduğu vadideki bir tepenin üzerindedir. Eskiden kubbeli olan çatısı, 1921 Yunan işgalinde tahrip edildiği için bu gün çatı ile örtülüdür. Bir salon iki ayrı odadan oluşan türbede büyük oda mihraplı bir mescit, diğer odalar sohbethane ve misafirhane olarak kullanılmakta idi. Şeyh Edebali ve yakınlarının yattığı dikdörtgen bölümde 7 büyük, 4 küçük sanduka vardır. Mal Hatun’un taş malzeme ile inşa edilmiş türbesi ise bahçededir.

Osman Gazi, büyük bir şöhrete sahip olan Şeyh Edebali’nin kızı Rabla Bala Hatun’u sevdi. Bir beyzadeye kızını vermeyeceğini ileri süren Şeyh Edebali, Osman Gazi’nin gördüğü bir rüya üzerine, Osman Bey’le Bala Hatun’un nikahlanmasına izin verdi. (Bu evlilikten Şehzade Alaaddin doğdu) Osman Gazi’nin gördüğü rüya şöyledir; Şeyh Edebali’nin göğsünden çıkarak doğan bir ay, Osman Bey’in göğsüne girer Işığın indiği yerde bir ağaç fidesi çıkar ve ulu bir ağaç olup, tüm dünyayı kaplar. Sabah rüyayı yorumlayan Şeyh Edebali, Osman Bey’e ve nesline padişahlık verildiği müjdeler.Olayın tek şahidi,Şeyh Edebali’nin müridi ve Osman Gazi’nin sancaktarı Kumral Abdal’dır. Osman Gazi bu müjde karşılığında Kumral Abdal’a kılıç, tas ve Bozüyük-İçköy ‘deki araziyi verir. 1288 yılında ölen Kumral Abdal Osman Gazi’nin hükümdarlığını görememiştir.

Osman Gazi, Ertuğrul Gazi’den beyliği aldıktan sonra topraklarını genişletmeye başlamış, özellikle Bizans tekfurlarıyla sürekli savaşmıştır.

Yazılı kaynaklarda 1284, 1285,1287 ve 1288 yılları tarih olarak belirtilen Ekizce Savaşı, Karacahisar (Eskişehir), Lefke (Osmaneli),

Belekoma (Bilecik), Yarhisar (Bilecik’in İlyasbey köyü) tekfurları ile Kayı Aşireti arasında geçmiştir. Filatos komutasındaki müttefik

Bizans ordusu İnegöl’den, Kayı aşireti Domaniç’ten yola çıktı. Kayı Aşireti’nin galibiyeti ile sona eren çatışmada Osman Bey’in ağabeyi

Saru Batu (Savcı Bey) şehit düştü.

1288 veya 1290 yılında “Karacahisar Kalesi” ele geçirildi. Buradaki Bizans kilisesi camiye çevrilerek, Osmanlı’nın devlet olduğunu resmileştiren hutbeyi okudu.

 

OKUNAN HUTBE

Gerçekten, Selçuk hükümdari Giyasu’d-Din Mes’ud, umumi siyaseti ctimlesincten olarak uc beylerim taltif ettigi sirada Osman Bey’e de bir ferman göndererek ona Sögüd’ü temlik etmis idi. Feridun Bey Mlinseati’nda belirtildigine göre Sögüd’ün temlilç ve iktasini gösteren ferman 683 (1284) tarihini tasimaktadir. Keza 688 (1289) tarihini tasiyan ve Kara Balaban Cavus ile gönderilen ikinci ve daha kapsamli fermana göre artik o, Uc Beyi olmustur. Fermanla birlikte kendisine tug, alem, kiliç ve gümüs takimli at gibi hediyeler de gönderilmisti. Bu fermanda Sögüt ve Eskisehir’in fihaki ile teskil olunan sancaga Osman Sah Bey’in tayin edildigi ve o siralarda Selçuklu hükümetince alman mirl vergilerin tamamindan muaf oldugu bildirilerek söyle deniyordu:

Bir sancaklik yer itibariyle saadetimden müsarünileyhe taklid edüp verdim ve buyurdum ki, sol ki mukteday-i zat-i adalet simattir mesned-i emanet ve eyalette kemal-i vekar ve sekine bine temekkün ve karar eyleyüp... mefhumun siar ve disar edünüp serr-i zalimi, mazlumdan def ve ates-i mezalimi ruy-i zeminden ref etmesine cidd ve cühd gösterüp... fevaidinden behremend olınaga çalisip zaman-i hükümette vadi’ (alçak) ve serifgam (zengin) ve fakir, alim ve cahil, karib ve baid (yakin ve uzak) mtisafir ve mücavire cümleten yeksan bakup...”